EÜ’de “Affetme Eğitimi”nde ruhsal iyileşmenin şifreleri anlatıldı

Ege Üniversitesi'nde "Affetme Eğitimi" programı düzenlendi, affetmenin kişisel ve sosyal ilişkilerdeki önemi vurgulandı. Eğitim sonunda katılımcılara belgeler verildi.

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi tarafından “Affetme Eğitimi” programı düzenlendi. Ruh Sağlığı Beceri Laboratuvarında gerçekleştirilen eğitime, Hemşirelik Fakültesi Dekanı ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşegül Dönmez ile Hemşirelik Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şeyda Dülgerler eğitici olarak katıldı. “Bilim Kafe Etkinlikleri” kapsamında yapılan programda, affetme kavramları çerçevesinde çocukluktan taşınan duygusal yüklerin ilişkiler üzerindeki etkisi ele alındı.

Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “Ben Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği öğretim üyesi olarak, affetme kavramını hayatın önemli anahtarı olarak görüyorum. Her uzman aslında çalıştığı konuyu kendi yaşamında olgunlaştırmak ister; benim affetmeye odaklanmamın nedeni de hem akademik hem kişisel deneyimlerimdir. Ailemizle ya da sosyal çevremizle yaşadığımız pek çok çatışmanın temeli, 3-6 yaş dönemindeki çocukluk deneyimlerimize dayanır; bu süreç sağlıklı yönetilmezse yetişkinlikte de ilişkilerimizi etkiler. Bazen hiç tanımadığımız bir kişiyle yaşadığımız ani bir çatışma bile, geçmişte çözümlenmemiş duyguların yansıması olabilir. Bu nedenle kendimize ‘Bu durum bana ne anlatıyor?’ sorusunu sormak ve affetme üzerinden içsel farkındalığı geliştirmek gerekir bu da ruhsal büyümenin en önemli adımlarından biridir” dedi.

“Affettiklerimiz bizi özgürleştirir”

Affetmenin temelde öfke duygusuyla ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, sürecin insanın ruhsal, sosyal ve spiritüel yapısının bir parçası olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Dönmez, “Kendimi affetmekte zorlanıyorum diyenler mutlaka vardır; çünkü çoğumuz aslında en çok kendimizi affetmekte güçlük çekeriz. Yapılan değerlendirmelerde bazı kişilerin kendisini, çoğunluğun başkasını, bazılarının ise yaşadığı durumu affedemediğini görüyoruz; demek ki bugün kendimizi, başkalarını ve hayatın içindeki olayları affetme üzerine çalışacağız. Ancak her şeyi affetmek zorunda değiliz; affetmek bilinçli bir tercihtir. Şunu unutmamalıyız ki affettiklerimiz bizi özgürleştirir. Affetme; öfke, kin ve yıkıcı duyguları bırakıp yerlerine merhamet ve empatiyi koyabilme becerisidir. Çocukluk döneminden bugüne taşıdığımız yüklerle yüzleşmeden bu dönüşüm mümkün olmaz; amacımız bu duygusal yükleri fark ederek daha sağduyulu ve özgür bir ruh haline ulaşmaktır, böylece toplumda yaşanan istenmeyen olayların, suçların önüne geçebiliriz” diye konuştu.

“Affedicilik ruhsal iyileşme sürecidir”

Affediciliğin psikolojik bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dönmez, “1950’li yıllardan itibaren bilim dünyası güç kazanırken, 1980’lerle birlikte ruh sağlığında köklü bir dönüşüm yaşandığını görüyoruz; artık insanı hastane duvarları arasında değil, yaşamın içinde anlamaya çalışan bir yaklaşım benimsendi. Bu süreçte affedicilik kavramı da yalnızca dini ya da etik bir öğreti olmaktan çıkıp psikolojinin bilimsel inceleme alanına girdi. Oysa insanın ruhsal yapısını anlamadan affı konuşamayız; çünkü hepimizin içinde Freud’un tanımladığı İd, Ego ve Süperego’nun çatışması vardır ve özellikle İd, bastırılmış öfke ve kırgınlıklarımızın biriktiği bir alanı temsil eder. Eğer bu birikimi sağlıklı biçimde boşaltamazsak hem bireysel hem toplumsal düzeyde sorunlar kaçınılmaz olur. Yıllar önce bağımlılıkla mücadele kapsamında yürüttüğümüz ‘Maddeden Manaya Bağımsızlaşma’ çalışmalarında da gördük ki, insanın yöneldiği zararlı alışkanlıkların temelinde çoğu zaman doldurulamayan bir anlam boşluğu vardır; işte affedicilik tam da bu noktada, ruhsal iyilik halini inşa eden, insanı yüklerinden arındıran güçlü bir psikolojik süreç olarak karşımıza çıkar” dedi.

“İçsel barış, kendini affetmenin kapısıdır”

Doç. Dr. Şeyda Dülgerler ise affetme terapilerinin bireyin geçmişte yaşadığı incinme ve haksızlıkların yol açtığı yoğun duygularla başa çıkmasına yardımcı olan psikoterapötik yaklaşımlar olduğunu belirtti. Doç. Dr. Dülgerler, “Affetme çoğu zaman unutmak ya da yapılanı onaylamak şeklinde yanlış anlaşılıyor. Oysa terapötik bağlamda affetme, kişinin yaşadığı olayı inkâr etmesi değil; o deneyimin üzerindeki duygusal yükü hafifletmesi ve içsel özgürlüğünü yeniden kazanması anlamına gelir. Biz burada bireyin yaşadığı acıyı yok saymıyoruz; tam tersine, o acıyı sağlıklı bir şekilde işleyebilmesini hedefliyoruz. Bu yönüyle affetme yalnızca kişilerarası ilişkileri iyileştiren bir süreç değil, aynı zamanda bireyin kendilik algısını, duygusal düzenleme becerisini ve yaşam doyumunu da etkileyen bütüncül bir dönüşüm sürecidir. Affetmenin psikolojik temellerine baktığımızda ise bunu üç boyutta ele alıyoruz: bilişsel, duygusal ve davranışsal. Bilişsel boyutta, yaşanan olayın yeniden anlamlandırılması ve katı düşünce kalıplarının esnetilmesi önemlidir. Duygusal boyutta, öfke, kin ve utanç gibi yoğun duyguların düzenlenmesi üzerinde çalışırız. Davranışsal boyutta ise kişinin kaçınma ve geri çekilme örüntülerini azaltmayı, daha sağlıklı ilişki kurma biçimlerini desteklemeyi hedefleriz. Araştırmalar affetmenin psikolojik iyi oluş ve öz-şefkat ile pozitif; depresyon ve ruminasyon ile ise negatif yönde ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle affetmeyi yalnızca bir erdem ya da ahlaki bir tutum olarak değil, aynı zamanda travma sonrası anlam kurma ve öz-onarım mekanizması olarak da değerlendiriyoruz” diye konuştu.

“Affetmek taşı bırakmayı seçmektir”

Affetmenin önündeki engellere değinen Doç. Dr. Şeyda Dülgerler, Affedersem yapılanı kabul etmiş olurum’, ‘Affetmek zayıflıktır’ ya da ‘Unutmak zorundayım’ gibi inançlar, bireyin öfke ve kırgınlığını kimliksel bir savunmaya dönüştürebiliyor. Terapide amacımız bu inançları ortadan kaldırmak değil; esnetmek ve daha işlevsel anlamlar geliştirmektir. Affetme sürecini farkındalık, duygusal ifade, anlamlandırma, bırakma ve entegrasyon aşamalarıyla ele alıyoruz. Burada bırakmak, unutmak değil; duygusal yükü taşınabilir hale getirmektir. Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, Duygu Odaklı Terapi, Varoluşçu Terapi, Psikodinamik Yaklaşım ve Kabul ve Kararlılık Terapisi affetmeye farklı açılardan katkı sunar. Ortak hedef, bireyin içsel yükünü azaltmak ve psikolojik esnekliğini artırmaktır. Terapist ise yönlendirici değil, eşlik edici bir konumda olmalı; affetme bir zorunluluk değil, seçenek olarak sunulmalıdır. Affetmemek sırtımızda taş taşımaya benzer; affetmek ise o taşı bırakmayı seçmektir” dedi.

Eğitim sonunda Prof. Dr. Ayşegül Dönmez ve Doç. Dr. Şeyda Dülgerler tarafından katılımcılara “Katılım Belgeleri” takdim edildi. Program; psikiyatri hemşireliği, psikoloji, psikolojik danışmanlık, sosyal hizmet ve eğitim alanlarında görev yapan uzmanların mesleki gelişimlerine katkı sunarken, kişisel gelişimine yatırım yapmak isteyen bireyler için de önemli bir öğrenme ve farkındalık fırsatı oluşturdu.

İLGİLİ HABERLER