İzmirli arkeolog Mina Eroğlu, ALS teşhisiyle mücadelede umut arıyor

İzmirli arkeolog Mina Eroğlu, ALS teşhisiyle zorlu bir sürece girdi. Ailesinin desteğiyle tedaviye devam eden Eroğlu, sağlığı için umut taşıyor ve topluma farkındalık yaratma çabasında. Genetik testlerle belirlenen SOD1 mutasyonu, tedavi sürecinde belirleyici oldu.

İzmir'de 47 yaşındaki arkeolog olan Mina Eroğlu, Medicana Sağlık Grubu'ndan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal tarafından kendisine konulan bir teşhisle zorlu bir sürecin içine girdi.

Zorlu Sürecin Başlangıcı

Mina Eroğlu, yıllardır süregelen bazı sağlık sorunları nedeniyle bir sağlık kuruluşuna başvuruda bulundu. İzmir'de yaşayan başarılı arkeolog, bu süreçte kendisine uygulanan testler sonucunda bir nörolojik hastalık ile karşılaşma gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Doktoru Uysal, Eroğlu'na hastalığı hakkında detaylı bilgi verirken, tedavi süreci için gereken aşamaların neler olduğunu da anlattı. Bu durum, Eroğlu’nun yaşamında beklenmedik değişimlere yol açarak yaşam kalitesini etkiledi. Kendisi için önemli olan bu dönemde, en büyük destekçileri ailesi ve arkadaşları oldu.

Tedavi Sürecinin Zorlukları

Hastalığın belirtileri ile başa çıkmak zorunda kalan Mina Eroğlu, tedavi sürecinde zamanla dayanıklılığını artırmak için çeşitli yöntemler geliştirmeye çalıştı. Doktorunun önerdiği tedavi planına sadık kalmaya özen gösterip, sıkı bir şekilde hekim kontrolü altında ilerlemeye başladı. Bu süreç, fiziksel ve zihinsel olarak zorlu olsa da kendi sevdiği mesleğine olan bağlılığı ve merakı sayesinde Eroğlu, hayata tutunma kararlılığını sürdürdü. Eroğlu, tedavi yolculuğu boyunca karşılaştığı zorlukları, aynı zamanda kendisi için bir fırsata dönüştürme çabasında bulundu.

Destekleyici Rol Arkadaşları ve Aile

Mina Eroğlu’nun hayatında bu zorlu süreçte en büyük destekçilerinden biri ailesi oldu. Aile üyeleri, onun psikolojik ve fiziksel durumunu iyileştirmek adına her zaman yanında yer alarak motivasyon sağlamaya çalıştılar. Bunun yanında, arkeoloji alanındaki arkadaşları ve meslektaşları da Eroğlu'na destek olabilmek için çeşitli etkinlikler düzenleyerek moral vermeye özen gösterdiler. Bu olumlu etkileşimler sayesinde Eroğlu, kendisine olan inancını tazeleyerek mevcut durumu aşmayı hedefliyor. Hem sosyal bağlantılarının güçlenmesi hem de mesleğine duyduğu aşk, onun için önemli bir motivasyon kaynağı haline geldi.

Umudunu Kaybetmeme Kararlılığı

Hastalığına rağmen Mina Eroğlu, umut dolu bir yaşam sürmeye kararlı. Gelecek hayalleri arasında kendine yeni projeler yaratmak ve tarihsel alanlarda çalışmalara devam etmek yer alıyor. Sağlığını yeniden kazanabilmek için çabalarını sürdüren Eroğlu, aynı zamanda topluma örnek olmak adına farkındalık taşımaya da dikkat ediyor. Hastalığı süresince edindiği deneyimlerin başkaları için bir ilham kaynağı oluşturabileceğine inanarak, yaşamını bu şekilde sürdürmeyi hedefliyor. Kendisine dair olumsuz düşünceleri bir kenara bırakıp, hayallerine ulaşma yolundaki adımlarını atmaya devam ediyor.

Kendisine nadir görülen ‘SOD1 gen mutasyonu’ teşhisi konulan Mina Eroğlu, yapılan genetik incelemelerin kendisi için ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Kendisi, hastalığına karşı güncel bir tedavi protokolü uygulatırken yaşamı boyunca karşılaştığı zorluklara karşı dimdik durduğunu belirtti. Bu hastalık genellikle fıtık gibi diğer rahatsızlıklarla karıştırıldığından, dünya genelinde tanı süreci 10 ila 14 ay arasında değişebiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ALS’nin erken teşhisinin hayati bir önem taşımakta olduğuna dikkat çekti. Ünlü fizikçi Stephen Hawking’in de yakalandığı Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki motor nöronların tahribatı ile ilerleyen nörodejeneratif bir hastalıktır. Genellikle el ve ayaklardaki güçsüzlük ile başlayan hastalık, zihinsel yetenekleri etkilemeden vücudu hareketsiz bırakabilmektedir.

Bir Aile Geçmişinin Ortaya Çıkışı

Geçtiğimiz yıl diz ağrısı ve yürüyüşteki bozukluklar nedeniyle doktora giden Mina Eroğlu, bazı kontrollerin ardından ALS teşhisi aldı. İki teyzesini ve iki kuzenini bu hastalıktan kaybettiğini söyleyen Eroğlu, ailesinde geçmişten beri bu hastalığın var olduğunu biliyordu. Ancak, insanın kendi başına böyle bir durumla karşılaşacağını düşünemediğini ifade etti. Anne tarafında uzun yıllar boyunca bu hastalığın görüldüğünü belirten Eroğlu, “İki teyzemi ve iki kuzenimi ALS nedeniyle kaybettik. Ailemde hastalığın olduğunu biliyordum ama böyle bir şeyin başıma geleceğini düşünememiştim," dedi. Yapılan genetik incelemeler sonucunda ailesinde kuşaktan kuşağa geçen SOD1 gen mutasyonunu taşıdığı belirtildi. “Bu mutasyonu annemden aldım. Annem taşıyıcı olmasına rağmen belirti göstermiyor ancak ben bu hastalıkla karşı karşıya kaldım,” dedi. Eroğlu, ailesinin hastalığı tanı aldıktan sonra genellikle sadece 3 ila 5 yıl yaşayabildiğini belirterek, şimdi eriştiği tedavinin kendisi için çok önemli bir umut kaynağı olduğunu vurguladı.

Vücut İçinde Hapsolmuşluk Hissi

ALS’nin belirtilerinin başlangıcının farklı olabileceğine de değinen Eroğlu, ailesindeki vakaların genellikle bacaklardan başladığını söyledi. “Dışarıdan bakıldığında yürürken sarhoş gibi görünüyordum. Zamanla karın ve kol kaslarım da zayıfladı; bir şey tutmakta ve oturup kalkmakta zorluk yaşamaya başladım,” dedi. Teşhis konulduktan sonra yürüyüşünde temel sorunlar yaşadığını ve bazen tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kaldığını belirtti. ALS hastalığının ilerlemesi halinde yüz ve göğüs kaslarının zayıfladığını ve bunun hayati olan çiğneme, nefes alma gibi hareketlerinde büyük kısıtlamalara yol açabileceğinin altını çizen Eroğlu, “Kendi vücudunuzun içinde hapsolmuş gibi hissediyorsunuz. Vücudunuz, bir zamanlar tanıdığınız vücut olmaktan çıkıyor,” diyerek hislerini paylaştı. Ancak yaşadığı bu zorlu sürece rağmen hayata bağlı kalmayı başardığını ve şu an freelance haber editörlüğü ve çevirmenlik yaptığını açıkladı. Ayrıca, zihnini aktif tutmanın kendisine oldukça faydalı geldiğini belirtti. “Her sabah kalkıp heyecanla kendime kahve yapıyorum, günlük tutmaya başladım ve kuş gözlemciliği yapıyorum. Her mevsimin tadını çıkartıyorum,” ifadelerini kullandı.

Genetik Tedavi ile Umut Arayışı

Mina Eroğlu tedavi süreci hakkında yaptığı açıklamalarda, tanı sonrası yapılan ileri genetik testlerin sonucunda nadir görülen bir “SOD1 Gen Mutasyonu” taşıdığını öğrendiğini belirtti. Sonrasında kendisi için özel olarak planlanan güncel bir tedavi protokolünün uygulandığını ifade etti. “Bu hastalıkta erken dönemde genetik haritanın çıkarılması oldukça önemlidir,” diyen Eroğlu, bunun sonucunda hastalığın takibi sürecinde laboratuvar parametrelerinde olumlu gelişmeler yaşandığını açıkladı. Aynı zamanda kas seyirmeleri açısından da önemli bir rahatlama sürecinin yaşandığını ifade etti. Bu süreç, önemli bir farkındalık ve doktorla uyum gerektiriyor. “Tedaviye olan olumlu yanıtım, bana moral verdi,” diyerek sürecinin kendisi için özelliğini paylaştı.

Tanı Sürecindeki Zorluklar ve Umut

Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, hastalığın belirtileri nedeniyle sıklıkla fıtık ve sinir sıkışması gibi diğer rahatsızlıklarla karıştırıldığını dile getirdi. Toplumda sıkça görülen kas seğirmelerinin tek başına ALS anlamına gelmediğine de değindi. “Burada önemli nokta, seğirmelere eşlik eden ilerleyici güç kaybının olup olmadığıdır. ALS için kesin tanı koyduracak tek bir kan testi ya da görüntüleme metodu mevcut değil,” dedi. Tanının, hastanın öyküsü, nörolojik muayeneleri ve EMG incelemeleriyle konulabileceğini ifade eden Uysal, bu nedenle dünyada tanı sürecinin ortalama 10 ila 14 ay sürdüğünü belirtti. Bu duruma “ALS’nin tanı paradoksu” denildiğini aktaran Uysal, sağlık mevzuatı ve bilimsel çerçeveler çerçevesinde her hastaya uygun tedavi protokollerinin yürütüldüğünü dile getirdi. Ancak her hastanın erken teşhis ve doğru tedaviye ulaşmasının kritik bir faktör olduğunu vurguladı. Uysal, açıklanamayan ve artan güç kaybı durumunda hem hastaların hem de doktorların dikkatli olması gerektiğini söyleyerek, “ALS’de sahip olduğumuz en değerli şey zaman,” mesajını paylaştı.

İLGİLİ HABERLER