Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Maarifin Kalbinde Ramazan" uygulaması, eğitim sisteminde laiklik tartışmalarını alevlendirdi.
Türkiye'de eğitim, din ve devlet işleri arasındaki denge sık sık tartışmalara yol açarken, bu uygulama kamuoyunda endişeleri artırdı. Özellikle uygulamanın pedagojik temellerinin tartışma konusu olması, tepkilerin artmasına neden oldu.
Skandallar Peş Peşe Geldi
Geçtiğimiz Cuma günü Tevfik Fikret Okulları'nın İzmir şubesinde yaşanan bir olay, bu tartışmaları daha da derinleştirdi. Okula gelen müfettişlerin, öğrencilerine yönelttiği sorular dikkat çekti. Öğrencilere sorulan ''Okulunuzda din dersi işleniyor mu?'' ve ''Din dersi işlenmiyorsa o saatte hangi ders işleniyor?'' sorularının yanı sıra büyük harflerle yazılmış olan ''CUMHURBAŞKANIMIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN'A OKULUNUZDA HAKARET EDİLİYOR MU?'' sorusu da kamuoyunda tepkilere yol açtı.
Öğrenci Kimlikleri ve İmza Skandalı
Öğrencilerin verdikleri yanıtlardan sonra T.C. kimlik numaralarının alınması ve 15 yaşının altındaki öğrencilere imza attırılması da dikkat çekici başka bir unsur oldu. Bu durum, çok sayıda tepkiye neden olurken, özellikle pedagojik açıdan sorgulandı.
Deniz Yücel'in Açıklamaları
Bu konuda değerlendirmelerde bulunan CHP PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Deniz Yücel, durumu ciddi bir sorun olarak nitelendirdi. Yücel, "İzmir Tevfik Fikret Okullarında yaşandığı iddia edilen olay üzerinde önemle durulması gereken bir olay… Bakanlığın müfettişleri okula gelip her kademeden seçilen çocuklara ''Din deyince ne anlıyorsun?'' ve ''Öğretmenlerin Cumhurbaşkanına hakaret ediyor mu?'' diye sorular sormuş" ifadesini kullandı.
Yücel, "Çocuk psikolojisini mi anlatalım, küçücük çocukların arkadaşlarını, öğretmenlerini hatta ailelerini ispiyonlamaya iten, pedagojiden zerre nasibini almamış bu yaklaşımın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini mi söyleyelim?" diye ekleyerek, laik bir ülkede dinin okula sokulmasının ne denli sakıncalı olduğunu vurguladı.
Bakanlık Sessizliğini Koruyor
Millî Eğitim Bakanlığı'ndan herhangi bir açıklama yapılmamasına tepki gösteren Yücel, "Yusuf Tekin'in derdinin eğitim olmadığını zaten şimdiye kadarki icraatlarından biliyoruz" şeklinde konuştu. Yücel, Bakanlık müfettişlerinin asıl görevinin eğitimdeki nitel ve nicel eksiklikleri tespit etmek olduğunu hatırlattı.
Yücel, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Ne zamandan beri Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin görevi cumhurbaşkanı sevgisini ölçmek oldu? Müfettişler, "Din deyince ne anlıyorsun?" gibi soyut ve sübjektif soruları sorar oldu?" dedi.
Toplumda Yarattığı Etki
Bu olayın ardından oluşan tepkiler, toplumun farklı kesimlerinde yankı buldu. Eğitim camiasından birçok kişi bu durumu eleştirirken, "Laikler din eğitiminden uzak tutmalı mı?" sorusunu gündeme getirdi. Hem eğitim uzmanları hem de veliler, öğrencilerin psikolojik durumunu ve eğitim kalitesini bu tür uygulamaların nasıl etkilediğini sorgulamaya başladı.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın eğitim politikaları hakkındaki tartışmalar devam ederken, bu olay bir kez daha laik eğitim sisteminin korunmasına yönelik kaygıları artırdı. Öğrencilerin eğitim hayatındaki kritik bir dönemeçte, bu tür uygulamaların ve müfettişlerin tutumunun kendilerine nasıl yansıyacağını düşünmek gerekiyor. Eğitim, demokrasi ve laiklik konularında yaşanan bu gerilim, toplumda geniş bir tartışma ortamı yaratmış durumda.