Türkiye’nin %25’i yüksek çölleşme riskinde

Toprak Atlası’nın 2025 raporunu değerlendiren İTB Meclis Başkan Yardımcısı Hemsi, Türkiye’de her yıl yaklaşık 642 milyon ton verimli üst toprağın kaybedildiğini ve ülke topraklarının yüzde 25’inin yüksek çölleşme riski altında olduğunu söyledi İzmir Ticaret Borsası (İTB) şubat ayı m...

İzmir Ticaret Borsası (İTB) Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi, Toprak Atlası’nın 2025 raporunu değerlendirerek Türkiye’deki toprak kaybının ve erozyon riskinin alarm verici boyutlarda olduğunu belirtti.

Toprak verimliliği ve ona bağlı tarımsal üretkenlik, birçok ülke için hayati öneme sahiptir. Türkiye’de yaşanan toprak kaybı ve erozyon, gelecekte sürdürülebilir tarım uygulamaları açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. İTB Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi’nin yaptığı değerlendirmeler, bu konuda acil önlemler alınması gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda, hem yerel hem de uluslararası düzeyde agroekolojik yöntemlerin benimsenmesi, toprak ve su yönetiminin bütüncül bir anlayışla gerçekleştirilmesi için önemli bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor.

Toprak Kaybı ve Erozyon Riski

Toprak Atlası’nın 2025 raporu, Türkiye’nin topraklarının alarm verici bir hızla tükendiğini ortaya koyuyor. Hemsi, Türkiye yüzeyinin yaklaşık %59’unun erozyon riski altında olduğunu ve her yıl yaklaşık 642 milyon ton verimli üst toprağın kaybedildiğini ifade etti. Bu durum, Türkiye topraklarının %25’inin yüksek çölleşme riski altında olduğu gerçeğiyle birleşiyor. Kapalı havzalarda tarımsal sulama suyunun %67’sinden fazlasının yeraltı sularından sağlanması, bu kaynaklar üzerinde sürdürülemez bir baskı oluşturuyor. Türkiye’nin toprak ve su kaynaklarının bağımsız yönetilemeyeceğini açıkça göstermektedir.

Agroekolojik Yöntemlerin Önemi

Hemsi, raporda dikkat çeken bir diğer kritik problemin, tarımsal üretimde yoğun kullanılan girdilere olan yüksek bağımlılık oranı olduğunu belirtiyor. Türkiye’de yılda yaklaşık 2,3 milyon ton kimyasal gübre ve 55 bin ton pestisit kullanılıyor. Bu yoğun girdi kullanımı yalnızca artan maliyetlerle değil, aynı zamanda toprak ve su kaynaklarının kalitesini düşürmekle bağlantılı. Türkiye’de bu konuda bir bağımlılık oluşmuş durumda. Hemsi, alışkanlıkların değiştirilmesi gerektiğini vurgulayarak agroekolojik yöntemlerin benimsenmesini öneriyor. Bu yöntemler, toprağın onarılması ve su tutma kapasitesinin artırılması açısından kritik bir rol oynayabilir.

Bütüncül Politika İhtiyacı

Tarımsal üretimde sorunların çözümü için tarım, su, iklim ve arazi yönetimini birlikte ele alan bütüncül bir politika geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Hemsi, bu şekilde üretimin daha dayanıklı hale getirilebileceğini belirtiyor. Tarımsal ürünlerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi için çevresel etmenlerin de göz önünde bulundurulması gerektiği bu bağlamda önemli bir konudur.

Bakliyat Sektörünün Stratejik Önemi

Bakliyat sektörü, Türkiye’nin stratejik açıdan önemli ürünleri arasında yer alıyor. Hemsi, Türkiye’nin mercimek, nohut ve kuru fasulyede bölgesel bir merkez olduğunu ifade ediyor. Doğru politikalar ve istikrarlı desteklerle Türkiye’nin küresel pazarda yön belirleyen ülkelerden biri olma potansiyelinin yüksek olduğunu dile getirdi. Bu bağlamda, toprak mahsulleri ofisinin yaptığı çalışmalar da umut verici sonuçlar sunmaktadır. Ocak ayındaki yağışların, uzun yıllar ortalamasının %49 üzerinde olması ve şubat ayının da bereketli geçtiği, toprak nemi açısından güçlü bir başlangıç yapıldığını göstermektedir.

Üretim Maliyetleri ve Piyasa İstikrarı

Ancak, üretim maliyetlerindeki artış da dikkat çekici. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’nin bir önceki yılın aralık ayına göre %33 artış göstermesi, gübre ve toprak geliştirici girdi fiyatlarının %45’e dayandığı gerçeği, maliyet baskısını ağırlaştırıyor. Hemsi, Türkiye’nin bakliyat üretiminde küresel bir güç olabilmesi için münavebe sisteminin bakliyat lehine güçlendirilmesi ve piyasa istikrarının sağlanması gerektiğini belirtiyor. Bu sayede, stratejik öneme sahip olan hububat ve bakliyat üretiminde sürdürülebilirlik sağlanabilir.

İzmir Ticaret Borsası’nın Meclis Başkan Yardımcısı Moiz Hemsi, Toprak Atlası’nın 2025 raporunu değerlendirerek Türkiye’deki toprak kaybı ve erozyon riskinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Bu durum, agroekolojik yöntemlerin benimsenmesi ve toprak ile su yönetiminin bütüncül politikalarla gerçekleştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin bakliyat sektörü ise stratejik önemiyle dikkate alınmalı ve piyasa istikrarının sağlanması için adımlar atılmalıdır. Sürdürülebilir olan çözümlerle, tarımsal üretimin geleceği güvence altına alınabilir.

İLGİLİ HABERLER