EÜ’de Balkanlar’dan Çanakkale’ye uzanan “milli ruh” anlatıldı

EÜ Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, Balkanların Çanakkale’ye katkısını vurgulayan çevrimiçi söyleşi düzenledi. Tarihi mirasın önemi ve hatıralar konuşuldu.

Ege Üniversitesi (EÜ) Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü (TDAE), tarafından “18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Etkinlikleri” kapsamında “Bir Hilal Uğruna: Balkan’dan Çanakkale’ye Koşan Ruhun İzinde” başlıklı çevrimiçi söyleşi düzenlendi. Moderatörlüğünü TDAE öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Temizkan’ın üstlendiği etkinliğe EÜ Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Atıf Akgün, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş’un konuşmacı olarak yer aldığı programda, Balkanlar’dan Çanakkale’ye uzanan tarihi ve kültürel mirası aktarıldı.

Etkinliğin açılışında konuşan Prof. Dr. Mehmet Temizkan, Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş’un akademik başarılarına değinerek, Balkan sahası üzerine yürüttüğü çalışmaların literatür için önemini vurguladı. Temizkan, Çanakkale’nin sadece bir coğrafi bölge değil, Türk milletinin ortak hafızasında yer eden devasa bir destan olduğunu ifade etti.

Balkan gönüllülerinin "varoluş mücadelesi"

Balkanlar’da gerçekleştirdiği saha çalışmalarının kendisini Çanakkale konusuna yönelttiğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş, “Balkan coğrafyasında uzun süredir yürüttüğüm saha çalışmaları, beni adeta adım adım Çanakkale gerçeği üzerine yoğunlaşmaya yönlendirdi. Çanakkale, Balkan Türkleri için sıradan bir cephe değildi. Balkan Savaşları sonrasında yaşanan büyük travmalar, bölge insanının hafızasında derin yaralar açmıştı. Bu karanlık günlerin ardından bölge insanı, Çanakkale’yi tam anlamıyla bir ‘varoluş mücadelesi’ olarak gördü. İstanbul, o dönemde hepimizin gözünde düşmemesi gereken ‘son kale’ olarak kabul ediliyordu ve binlerce gönüllü tam da bu bilinçle vatanın kalbini savunmak üzere cepheye koştu” dedi.

“Cepheye sadece silahla değil, kalpleriyle koştular”

Balkan gönüllülerinin bir medeniyeti ve inancı koruma bilinciyle hareket ettiklerini söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş “Sahadaki izlenimlerim, bu insanların ne büyük fedakârlıklarla Çanakkale’ye ulaştığını gözler önüne seriyor. Bu gönüllüler çoğu zaman kimseden bir şey beklemeden, tamamen kendi kısıtlı imkânlarıyla yola çıktılar. Günlerce süren zorlu ve meşakkatli yolculukların ardından Osmanlı ordusunun saflarına katıldılar. Onları savaşmaya iten en büyük motivasyon kaynağı, kendi doğup büyüdükleri topraklarda yaşadıkları acıların ve zulmün Anadolu’da tekrar etmesini engellemekti. Bu yüzden verdikleri mücadele yalnızca askeri bir harekât değil; aynı zamanda çok güçlü bir inancın ve yüksek bir bilincin eseriydi. Onlar cepheye sadece silahla değil, kalpleriyle koştular. Çanakkale’ye gelen Balkan gönüllülerinin çoğu, evlerinden çıkarken bir daha geri dönemeyeceklerini çok iyi biliyordu. Ancak ölüme yürüdüklerini bilmeleri, onların mücadele azmini kırmak bir yana, inançlarını daha da perçinledi. Bugün bölgede derlediğimiz türkülerde ve ağıtlarda bu eşsiz ruh halini, o derin teslimiyeti açıkça görebiliyoruz. Çünkü onlar sadece bir toprak parçasını değil, bir medeniyeti ve inancı koruma bilinciyle hareket ettiler” diye konuştu.

“Unutulmaya yüz tutmuş hatıralar geleceğe taşınmalı”

Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş “Bugün Balkan coğrafyasının köylerinde, kasabalarında hâlâ Çanakkale’ye gidip dönmeyenlerin hikâyeleri dilden dile anlatılıyor. Ancak unutulmaya yüz tutmuş bu hatıraların artık sözlü gelenekten çıkarılıp yazılı hale getirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması şarttır. Bu ortak hafızayı korumak, sadece geçmişimize olan vefa borcumuz değil, aramızdaki kültürel bağların devamlılığı açısından da üstlenmemiz gereken en büyük sorumluluktur” dedi.

İLGİLİ HABERLER